Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Ertuğrul Kılıç
KIDEM TAZMİNATI - TAMAMLAYICI EMEKLİLİK VE ÇALIŞMA HAYATINA ETKİLERİ-3
01.07.2020

Bölüm III

Üç bölüm olarak yazmaya çalıştığım bu makalede birinci bölümde iş kanunları ve bu kanunlarda yapılan değişiklikler ile kıdem tazminatında yapılan değişikliklerin günümüze kadar kısa bir tarihsel hatırlatılması yapılmıştır. İkinci bölümde ise çalışanların Kıdem tazminatını hak etme koşulları anlatılmıştır. Bölüm III ‘de ise son olarak da gündeme getirilen kıdem tazminatı fonu ya da (Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi-TES, kamuoyuna yansıyan boyutlarıyla-her hangi bir taslak henüz taraflara veya kamuoyuna sunulmamıştır.) incelenmeye çalışılmıştır.

6- TAMAMLAYICI EMEKLİLİK SİSTEMİ YA DA KIDEM TAZMİNATI FONU

 

İlk defa fon kavramı Türk İş Hukukuna, 1927 sayılı ve 04.07.1975 tarihli Kanunla yapılan değişikliklerle gündeme gelmiştir.  Kıdem tazminatından doğan sorumluluğun özel şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettirilmeyeceği, hüküm altına alınmış ve ilk defa Kıdem tazminatına ilişkin olarak bir fon kurulması, bu fonla ilgili hususların kanunla düzenlenmesi, hükme bağlanmıştır.

Bu değişiklikte, kıdem tazminatının özel şahıslara ve sigorta şirketlerine devir edilemeyeceği, bunun yerine devletin kanunla düzenleme yaparak fon kurulmasından bahsedilmektedir.

İkinci olarak, 4857 sayı ve 10.6.2003 tarihinde yürürlüğe giren, İş Kanunu ve bu Kanunun Geçici 6 ıncı maddesinde kıdem tazminatı fonunun kurulmasının öngörülmesi ve fon kuruluncaya kadar mevcut hakların 1475 sayılı Kanunun, ilgili hükümlerine göre kıdem tazminatı uygulama koşullarının devam etmesini hüküm altına almıştır.

Kıdem tazminatının, ülkemizde işsizlik sigortası fonksiyonu amacıyla yürürlüğe konulduğu, bu nedenle de işsizlik sigortasının yürürlüğe girmesi ile birlikte fonksiyonunu yitirdiği iddiası ile artık kıdem tazminatına ihtiyaç kalmadığı görüşleri ileri sürülmektedir.  Bu anlayışı savunanlar tarafından Kıdem tazminatı, iş güvencesinin bir alternatifi gibi değerlendirilerek, iş güvencesi ile birlikte artık kıdem tazminatının kaldırılması gereği dile getirilmektedir.

Görüleceği gibi kıdem tazminatının yerine yeni bir tazminat türü olarak fonun kurulması hep düşünülmüştür.  Anayasa ve iş kanunları güçsüzün korunması ve işçinin iş yasaları çerçevesinde güven içerisinde çalışma hayatına katılmasının sağlanmasını düzenlemektedir. İş güvencesi işçi ve işveren açısından iş barışının sağlanması ve sürdürülmesinde refah ve güvenliğin sağlanmasında en önemli konuların başında gelmektedir. Mevcut iş yasaları her ne kadar istenilen durumda olmasa da bazı uygulamalar ile işverenin her istediği şeyi yapmasını önlemekte ve işçiye bir güvence sağlamaktadır.

Kıdem tazminatı uygulaması bir taraftan, taraflara çeşitli güvenceler sağlarken diğer taraftan da sorumluluklar ve mali yükler oluşturmaktadır. Bu yüklerin tarafların kaldırabileceği düzeyde olması ve iş barışını ve işlerin yürütülmesini engelleyecek bir duruma gelmemesi gereklidir.

Önceki bölümlerinde kıdem tazminatının Türk İş Hukukuna girişi ve kıdem tazminatına hak kazanma konuları detaylı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Kanunlarımıza ilk defa girdiğinden, bu gün çalışanlar tarafından kıdem tazminatı benimsenmiş ve kendileri için ek bir gelir unsuru olarak görülmüştür. Aslında hayatın akışının durdurulamayacağı da dikkate alınırsa çalışanların, genç yaşlardan itibaren çalışmaya başladıkları işletmelerde geçen zamanları ve ömürlerinin, bir yerde takdir edilmesi işletmeye bağlılıklarının artırılması ve işletmeye kattıkları değerin dikkate alınması olarak da kıdem tazminatını ifade edebiliriz.

6.1. Ne Olduğu Henüz Bilinmeyen Ancak Kamuoyuna Yansıyan Kıdem Tazminatı Fonu

Ülkemizde, fon kavramı yeni değil. Değişik zamanlarda çeşitli hükümetler tarafından fonlar kurulmuş ve fona katkı sağlayanların zor zamanlarda kaldıklarında ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturulduğu, fonun taraflarına ve kamuoyuna böyle sunulmaktadır. Bir kaçını hatırlamak gerekirse Toplu Konut Fonu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, İşsizlik Fonu, Ahilik Fonu ( Ahilik fonu 2021 yılında yürürlülüğe girecektir, esnaflar için oluşturulmuştur, işsizlik fonu benzeri) vb. olmak üzere kamu kesimi dengesi içerisinde kurulan yaklaşık 13 adet fon kurulmuştur. En son kurulan fon ise Varlık Fonu ve Ahilik Fonudur. Devletin elinde kalan satılmamış veya halka bir kısmı açılmış, çoğunluğu ve/veya altın hisselerin kullanımı devletin uhdesinde kalmış kıymetli işletmeler. Yani fon kurmakta hiçte acemi değiliz tam tersine biraz maharetli sayılırız. Taraflara sizin ihtiyacınız ve iyiliğiniz için fon kuruyoruz denmiş ama uygulama hiç söylendiği gibi olmamış, kamunun finansman ihtiyacı olarak görülmüş ve kullanılmıştır.

Nereden çıktı bu kıdem tazminatı fonu. Daha önce değişik Çalıma Bakanları tarafından dile getirilmiş olsa da en son Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın 2019 Nisan ayında yaptığı “yeni ekonomi programı, yapısal dönüşüm programı 2019” tanıtımında gündeme gelmiştir. Gerçi işverenler işsizlik fonu kurulduktan sonra sürekli kıdem tazminatının kaldırılması yönünde istekleri vardı.  Bireysel emeklilik sistemi ile kıdem tazminatı fonunun entegre edilmesi öngörülüyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, hayata geçirilmek üzere tamamlayıcı sigorta sistemi (TES) üzerinde çalıştıklarını açıklamaları üzere, yeniden gündeme geldi.  Gündeme yeni bir şey geldiğinde kamuoyunun tepkisini yumuşatmak veya ortadan kaldırmak için temel yapısal bir sorun veya birkaç sorunu, değiştirilmek istenen çalışmayla birlikte gündeme getirerek düzenlemenin çok faydalı olduğu halka sunulmaktadır. Kıdem tazminatı fonu içinde aynı yöntemle gündeme getirerek, ” 25 yaş altı ve 50 yaş üstünün” kolay bir şekilde istihdam ( esnek çalışma) edilmesi için çalışma başlatılacağını belirten CumhurbaşkanıErdoğan, “tesis edilecek karma model ile işçilerin kazanılmış haklarının korunacağını, işçilerin yüzde yetmişbeşinin kıdem tazminatından yararlanamadığı ve işe giriş, çıkışların önleneceği vurgusunu öne çıkarmayı dillendirerek, kıdem tazminatının zaten yetersiz bir uygulama olduğunu öne çıkarmıştır. “İlave destek de sağlayacağız. Çalışanlarımız emeklilikte daha da rahat edecek. Devlet bu konuda elini taşın altına koyacak. İstihdam kalkanını sürekli hale getirmeyi hedefliyoruz. Uzun vadeli kaynak sağlayacak bir sistem kuracağız. Tamamlayıcı emeklilik sistemini de inşallah 2022'de yürürlüğe koyacağız" ifadelerini kullanarakişçiler için faydalı ve çıkarlarının böyle korunacağını, aslında işçi ve işverenin kendi aralarında anlaşmaları gerektiğini söyleyerek, sorumluluktan bir nebze de olsa kendilerini kurtarmak istemektedirler. Ama bir kere ok yaydan çıktı sevapta, günahta bu düzenlemenin içerisinde saklı. Daha sonra hem işçinin kıdemi her şart altında alacakmış gibi, hem de işverenin esnek çalışma ile işgücünün salahiyetinin önleneceğini ifade etti.

Kamuoyunun biraz tepkisiyükselince, yenioluşturulacak kurumun adına “Kıdem Tazminatı Fonu” yerine “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi” denilerek yumuşatılmaya çalışıldı.

Tamamlayıcı emeklilik sistemi, kimleri kapsayacağı konusu da henüz belirlenmemiş durumda. Çünkü tüm çalışanları kapsayacak ise bu düzenlemeden önce çalışmaya başlayanlar için bir kabul ve/veya red hakları olacak mı? Olmayacaksa sınırları ne olacak ve kimler içerisinde yer alacaktır. Yine buradan Sayın Erdoğan’ın, konuşmaları içerisinde geçen 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanların iş bulamalarının kolaylaştırılması halisane bir amaçla belirli süreli ve esnek çalışmanın da gündeme geleceğini ifade etmesi nedeniyle, 25 altı ve 50 yaş üzerini kapsamayacağını söyleyebiliriz. Emekliliğine az kalan çalışanlarda bu uygulamadan muaf olacakları ifade edilmektedir. Emekliliğine az kalan neye göre belirlenecektir. Azlık kavramı sabit bir noktaya varmak için gidilen yol ise ilk gün işe başlayan emekliliğini bir gün azaltmış olacaktır.

Ortaya konulmuş her hangi bir düzenleme ya da taslak henüz ortada yok. Hükümetin halktan ve/veya ilgili taraflardan saklamaya çalıştığı her kanun tasarısında önce kamuoyunu eksik aksak bilgiyle oyalayıp, sonra kendi istedikleri maddeleri yasallaştırıyorlar. Kamuoyu ortada olamayan anacak bir şekilde basında yazılıp ya da çalışma taslaklarından dışarı sızan bir iki modelden bahsedilmektedir.

Buna göre birinci model; her bir çalışma yılı için 30 gün üzerinden ödenen kıdem tazminatının, 19 günlük kısmının işveren tarafından ödenmesi, 11 günlük kısmının ise yeni kurulacak kıdem tazminatı fonu üzerinden ödenmesi öngörülmektedir.

İkinci modelde ise; kıdem tazminatı fonu için yüzde 6 oranında prim ödenmesi öngörülüyor. Bunun 4 puanı işveren tarafından karşılanması, 0,5 puanını işçiden kesilmesi, devletinde 1 puan katkıda bulunması ve vergi indirimi yoluyla da 0,5 puanın kesilerek 6 puanın tamamlanması öngörülmektedir.

Bu düzenlemeye göre mevcut yasalarımızda her takvim yılı için 30 gün üzerinden alınan kıdem tazminatı yüzde 8,33 oranına karşılık geliyor. Yüzde 6’ lık prim oranı ise hesaplamalara göre 21,6 güne denk gelmektedir.

Örneğin Ahmet Gelecek isimli işçinin aylık ( en son ücreti) asgari ücretle çalıştığını ve bir yılı tam doldurduktan sonra iş akdinin işveren tarafından tek taraflı olarak fesih edildiğini düşünelim. Bu durumda yürürlükte bulunan kanunumuza göre alacağı kıdem tazminatı tutarı ile Tamamlayıcı emeklilik sistemi olarak yeni oluşturmaya çalışılan sistemi karşılaştıralım.

TABLO:1-Mevcut Kıdem Tazminatı ile Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi karşılaştırılması

Yürürlükte Olan Kıdem Tazminatı hesabı

Adı Soyadı

İşe Giriş

İşten Çıkış

Aylık Brüt Maaş

Hesaplamaya

Esas Gün

Kıdem Tazminatı

Brüt Ücret

Damga

Net Ödenecek Kıdem Tazminatı

Ahmet Gelecek

01.06.2019

30.06.2020

2.943,00

365

2.943,00

22,34

2.920,66

 

Tamamlayıcı Emeklilik siteminde Kıdem Tazminatı

01.06.2019

30.06.2020

2.943,00

231,16

1.863,90

14.14

1.849,56

 

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi Fonunda Birikecek tutar

 

 

 

133,84

1.071,10

 

 

 

Tablo-1’de görüldüğü üzere Ahmet Gelecek adlı işçi bir yıl çalışmış olsaydı ve işveren tarafından tek taraflı olarak iş kanundaki kıdem tazimatı için öngörülen unsurları taşıyarak iş akdi fesih edilmiş olsaydı alacağı kıdem tazminatı, Damga vergisi düşüldükten sonra net alacağı para 2.920,66 TL olacaktı. Ancak tamamlayıcı emeklilik sistemine göre çalışmasına isabet eden gün sayısında bir düşüş olacağı için bir tam yıl için kıdeme esas gün sayısı olan 365 gün (30 güne isabet eden) yerine 231,16 gün üzerinden alacağı için para olarak(19 güne isabet eden ) 1.863,90 TL alacaktır. Bir yıl çalışmada eksik alacağı para 1.071,10 TL ( 2.943,00-1.863,90)  olacaktır, geri kalan 133,84 gün (11 güne isabet eden) 1.071,10 TL ise yeni kurulacak olan Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminde  ( Kıdem tazminatı fonu) birikecektir.

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi kurulduktan sonra çalışanların bundan yaralanama yaşı 56 olduğu söylenmektedir. Bu yaştan daha önce çalışanlar fondan yararlanamayacaktır. Bu yürürlükte bulunan BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) modeline de bir yönden benzemektedir.

Örneğin, sekiz yıldır bir fabrikada çalışmakta olan Kaynakçı Hasan Bey, 2027 yılı sonunda işten ayrıldı diyelim. Birinci formül benimsenirse, Kaynakçı Hasan Bey, 31 Aralık 2021 tarihine kadar olan 2 yıllık kıdem tazminatının karşılığı olarak her yıl için 30 gün üzerinden, sonraki 5 yıllık kıdem tazminatının karşılığı olarak da her yıl için 19 gün üzerinden hesaplanan kıdem tazminatını mevcut işverenden alacaktır. 1 Ocak 2022-31 Aralık 2022 tarihleri arasındaki çalışmalarının karşılığı olarak her yıl için 11 günlük kıdem tazminatı ise fonda birikecektir. Biriken bu tutarı emeklilik tarihinde alınabilecektir. Bu tarih en erken 56 yaşını doldurduğu tarih olacaktır. Birinci model benimsendiğinde mevcut çalışanlar 1 Ocak 2022 tarihinden sonra yeni sisteme geçeceklerdir.

İkinci formül benimsendiğinde ise Teknisyen Mehmet Bey, 31 Aralık 2021 tarihine kadar olan kıdem tazminatını aynı şekilde mevcut işverenden alacak. 1 Ocak 2022 tarihinden sonra fonda biriken parayı ise en erken 56 yaşını doldurduğunda emekliliğinde alacaktır. İkinci model benimsendiğinde ise mevcut çalışanlardan isteyen yeni sisteme girecek, istemeyen eski sistemde devam edecek.

Hangi model uygulanırsa uygulansın, mevcut çalışanlar çalıştıkları işten ayrılıp yeni bir işe başladıklarında yeni sisteme tabi olacaklar.

Yine basına yansıyan şekliyle “ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Selçuk, TOBB Başkanı RıfatHisarcıklıoğlu, TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol, Türk-İş Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş Başkanı Mahmut Aslan’dan oluşan heyetle görüşmede ana gündemi 2022’de hayata geçeceği duyurulan, tamamlayıcı emeklilik sistemi ve kıdem tazminatı fonu düzenlemesi oluşturdu. Edinilen bilgiye göre işverenler yeni sistemde maliyetlerinin artabileceğini belirtirken, Türk-İş de hakların geri gitmemesi için çekincelerini dile getirdi.”( Milliyet gazetesinin haberi böyleydi). Bu uygulamanın tamamına karşı çıkan en büyük işçi kuruluşlarından biri olan DİSK bu toplantılara davet edilmemiştir. Toplumun önemli bir kısmını oluşturan ve yaygın bir şekilde hemen hemen herkesi etkileyebilecek bir uygulamanın gündeme gelmesinde toplumun her kesiminin görüşünün alınması gerekli şarttır. Bu büyük bir eksiklik olarak gözükmektedir.

6.2. Esnek Çalışma, Kıdem Tazminatının Düşmanı

Değişen ve gelişen dünyada beklentiler ve isteklere koşut olarak, çalışma hayatında meydana gelen yenilikler ortaya çıkmaktadır. Teknolojideki ve bilgideki gelişmeler çalışma hayatında daha fazla hissedilir hatta son zamanlarda neredeyse çalışma hayatının bütün noktalarına girerek, egemen bir unsur olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır.

Değişen koşulların seyrine bağlı olarak işgücü yapılanması da bu duruma uyum sürecine girmiştir. Yenilenen koşullara ayak uydurmak ve eskimeyen bir yapılanmayı benimsemek için değişmek olarak tanımlanabilen rekabet, günümüzde kaçınılmaz bir unsurdur.

Tüm bu gelişmeler ile birlikte çalışma hayatında esneklik kavramı önem kazanmıştır. Esnek çalışma kapsamında, esneklik ve esnek çalışma tanımlamaları incelenecek olursa farklı nitelemelerin yapıldığı görülmektedir. Rekabet koşulları altında işletmelerle rekabet edebilmeleri için, büyüklük yerine yalınlık, katılık ve kuralcılık yerine akışkanlık ve açıklık standardizasyon yerine çeşitlilik ve karmaşıklık, durağanlık yerine değişkenliği gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bunun için işletmeler bütün yapılarında yenilemelere gitmekte aynı zamanda çalışanlarıyla ilgili yeni stratejik kararlar almaktadır. Bu değişim ortamı “esneklik” olarak ifade edilmektedir.

Günümüzde  esnek  çalışmanın  ortaya  çıkmasında  rol  alan  etmenler,  üretim için teknolojik  değişim   ve işgücü talebi azalması,  küreselleşme  ve  uluslararası  rekabet, işsizlik hizmet sektöründeki gelişmeler, artan rekabet, işgücünün niteliği, ücret sistemleri ve kesimler diyalog ve uzlaşma olarak ifade edilebilir.

Bütün bunların yanında işsizliğin artıyor olması, esnek çalışmanın hayata geçirilmesinde temel bir veri olarak, her kesimin önüne gelmiş olmasıdır. İş yapma biçiminin değişerek atipik çalışma biçiminin ve programlarının kabul edilmesi geleneksel çalışma biçimlerinden uzaklaşmayı getirmektedir.

Bu  tip  çalışma  biçimi,  standart  çalışma  sisteminden farklı olarak, işçilerin, haftanın hangi günlerinde çalışacaklarını, işe  başlama  ve  işi  bırakma  zamanlarını  seçtikleri  alternatif  birçalışma  sistemidir.

Esnek çalışma işverenin çalışma koşullarında yapacağı düzenlemeler ile elini kolaylaştırmakta, işgücünün maliyetini düşürebilmektedir. TİSK’ in 24. Dönem milletvekillerine gönderdiği çalışma hayatına ilişkin yazısında “İş Kanunu’ndaki esneklik olanakları genişletilmeli, esnek çalışma modelleri işletmelere vergi ve prim desteği vermek yoluyla teşvik edilmeli ve uygulama sorunları çözülmeli; özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisine imkân tanınmalı; kıdem tazminatı sorununa sosyal diyalogla çözüm bulunmalıdır” ve “Çalışma mevzuatımızda güvenceli esneklik olanakları artırılmalıdır. İşletmelerin esneklik ihtiyacı ile çalışanların güvence ihtiyacı arasında bir uzlaşmayı ifade eden “güvenceli esneklik” kavramı AB İstihdam Stratejisi’nin de temel dayanaklarından biridir[1] ifadesiyle yine aynı yazıda “Belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılmasına ilişkin sınırlamalar kaldırılmalı, denkleştirme süresi uzatılmalı, telafi çalışması uygulanabilir hale getirilmelidir. Evden çalışma ve uzaktan çalışma yasalaştırılmalıdır” şeklinde iş kanununda yapılmasını bekledikleri değişiklikleri milletvekillerine iletmişlerdir.

Esnek çalışmada, işgücü standart çalışmadan uzaklaşmaktadır, iş kanunda belirtilen ve kazanılması şarta bağlanmış kıdem tazminatından işçiler açısından faydalanmayı zorlaştırmaktadır. Kıdem tazminatı için gerekli koşulları sağlayabilmek daha zor olacaktır. Bunları tekrar hatırlarsak “Sağlık nedenleri”, “zorlayıcı sebepler”, “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller”, “muvazzaf askerlik”,” yaşlılık, malullük aylığına hak kazanma”, “kadın işçinin evlenmesi”, “işçinin ölümü” ve “en temel koşul ise hizmet akit süresinin en az bir yıl olması koşulu”, esnek çalışmada bu koşulların birlikte sağlanması neredeyse imkânsıza yakın. Ülkemiz koşullarında, esnek çalışmada kıdem tazminatını sağlayacak şartların oluşması zorlaşacaktır.  Esnek çalışma aynı zamanda sendikal örgütlenmeyi de engelleyici bir unsur olarak ülkemizde çalışma hayatının bir gerçeği olacaktır.

Esnek çalışma Türkiye'nin gündeminde son yıllarda sıklıkla yer almaktadır.  Tamamlayıcı emeklilik sistemi ile birlikte Meclis'e sunulacak kanunla daha da uzun süre konuşulacağı tahmin ediliyor.  Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar, sözleşme süresi bittiğinde ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı alamıyorlar. Sözleşmeleri yenilenmediğinde işe iade davası açamıyorlar.

Kanunla 25 yaşın altındakilerin ve 50 yaşın üstündekilerin belirli süreli sözleşmeli çalıştırılmasının önü açılmak istenmektedir. 25 yaşından küçükler ayda 10 günden az çalışırsa (ayın yarısı) sigorta yatırma zorunluluğu olmayacak. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, sözleşme sürenin bitiminde iş akdi kendiliğinden sona ermektedir. Hiçbir şekilde kıdem tazminatına hak kazanamayacaklardır. Bu yaş grubunda olan çalışanlar, çalışma çağındaki iş gücünün önemli bir kısmını oluşturmaktadırlar.

6.3.Kıdem Tazminatı (Tamamlayıcı Emeklilik) Fonu İşçi Ve İşverene Ne Kazandırıp, Kaybettiriyor

Yeni bir sistem ortaya konulunca, eskiye ait olanı değiştiriyorsunuz demektir. Bu değişiklik doğal olarak karşılıklı çıkar grupları var ise kaybeden ve kazanan kesimler olacaktır. Tamamlayıcı emeklilik sistemi diye ortaya konulan sistem çalışanlar ile işverenler arasında bir kayıp kazanç matematiği ortaya çıkaracaktır. Kıdem tazminatında şimdiye kadar düzenleyici rol oynayan devlet bu düzenlemeyle bir taraf olarak ortaya çıkmaktadır. Tamamlayıcı emeklilik sistemi için kurulan fonun yöneticisi ve beklide katılımcısı olarak.

Sendikalar, esasında kıdem tazminatı fonuna karşı çıkıyorlar. Bunun gündeme getirilmesi ve ne şekilde olursa olsun genel grev konusu olacağını genel kurullarında karar haline getiren sendikalar bulunmaktadır. Üç büyük işçi sendikasının kıdem tazminatı fonuna karşı ilkesel anlamdaki duruşlarını yüksek sesle söylüyorlar. Hak İş sendikası Başkan vekili Av. Hüseyin Öz’ün, “İstihdamın artırılması amacına hizmet edecek, özüne ve muhteviyatına dokunmaksızın kıdem tazminatı formunun değiştirilerek devamı yönündeki her türlü çalışma ve çabanın yanında olduğumuzu, bu çerçevede oluşturulacak bir kıdem tazminatı fonuna her türlü desteğe hazır olduğumuzun da bilinmesini isteriz ” 24 Ağustos 2016 tarihinde yazmış olduğu makalesinde böyle dile getirmektedir.[2]Hak-İş Yönetim Kurulu’nun en son yapmış olduğu açıklamada , “ülkemizde yeni bir modelin kurulabilmesi için, tüm işçi ve işveren konfederasyonlarının ve devletin birlikte yürüteceği bir sosyal diyalog mekanizması çerçevesinde çalışmaların gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmaktayız.”[3]Türk İş sendikasının Av. Murat Özveri ’ye hazırlatmış olduğu “kıdem tazminatı: fon yerine güvence gereksinimi” adlı çalışmada[4] “kıdem tazminatının sahibi ne işveren ne devlettir. Kıdem tazminatının tek sahibi çalışarak kıdem tazminatını hak eden işçidir. Kıdem tazminatı işçinin ileride ödenmek üzere ötelenmiş ücretidir” işinin elde ettiği bir hak olarak görmektedir. “Kıdem tazminatının neden gerekli olduğunu yine aynı yazıda  “ücretlerin düşük olduğu, kayıt dışı istihdamın kayıtlı istihdamı geçtiği, işçilerin %80’nin iş güvencesi kapsamında olmadığı, sendikalaşma oranın her geçen gün düştüğü, sendikaların etkilerini yitirdiği, geçici işlerin artıp, kısa süreli çalışmaların olağan çalışma biçimine dönüştüğü, iş gücü piyasasının alt işverenlik kurumuyla parçalandığı, özel istihdam bürolarının pıtrak gibi çoğalıp işsizliğin ticaretini yaptığı koşullarda işçilerin ellerinde kalan son haklardan birisidir. Bu hakkın sınırlandırılmaya değil güvenceye gereksinimi vardır. Dolayısıyla ülkemiz gündeminde tartışılması gereken kıdem tazminatı fonu değil, kıdem tazminatının güvencesi sorunudur” şekillinde ifade ederek iş güvencesinin karşıtı olmaktan daha çok iş ortamının işçi için çok riskli bir alan olması nedeniyle de korunması gereken bir ihtiyaç olarak görmektedir. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu( DİSK) yönetim kurulu ise kıdem tazminatı fonuna karşı olduğunu 10 Maddede Açıklıyor: Kıdem Tazminatında Yeni Oyunlara Hayır! Adlı referandumdan önceki açıklamasında hükümeti uyararak “Madem işçilerin yararına kıdem tazminatı fonunu 15 yıldır neden kurmadınız?”, “Kıdem tazminatı işçinin güvencesidir”, “Fon kıdem tazminatını 10-15 güne düşürecek”, “Fon, kıdem tazminatının son ücretle bağını koparır ve düşmesine yol açar”, “Kamu kaynaklarının kullanılmasına karşıyız”, “Yüzde 80 yaralanamıyorsa kanun hâkimiyetini sağlayın”, “Kıdem tazminatı hakkı güçlendirilmelidir”  “Kıdem tazminatı ve işçilik alacakları ilk sıraya alınsın”, “ILO’nun 173 Sayılı Sözleşmesi onaylanmalı” ve “Kıdem tazminatını korumak için hayır” şeklindeki maddeleri ile görüşlerini açık olarak kıdem tazminatının kalkmaması yönünde belirtmiştir.

İşçi sınıfını temsil eden üç büyük işçi sendikası esas olarak kıdem tazminatına sahip çıkmakla birlikte bunun ötelenmiş ücret olduğunu ve işçiler için bir menfaat olarak sürdürülmesi gerektiğini ifade etmektedirler.

            6.3.1. İşverenin Tamamlayıcı Emeklilik Fonundaki Durumu

İşverenler uzunca zamandır kıdem tazminatının bu koşullar içerisinde işveren için büyük bir maliyet olduğunu her konumda ifade etektedirler. Asıl olarak kıdem tazminatının ilk uygulandığı her yıl için 15 günlük ödemenin yapılması ve bir nebzede olsa işveren üzerindeki mali yükün azaltılmasını talep etmektedirler.

Türkiye İşverenler Sendikası(TİSK) 24’üncü Dönem Milletvekillerine gönderdiği iş hayatımızın sorunlarına ilişkin temel görüşlerinin özetlendiği yazıda “ Nitekim Türkiye, Dünya Bankası verilerine göre kıdem tazminatı yükünün ağırlığı bakımından dünyada birinci sıradadır. İşten çıkarmanın zor ve yüksek maliyetli olması, işe girişin de aynı ölçüde zorlaşması sonucunu doğurmaktadır. Bu durum yeni işçi alımını, kayıtlılığı ve doğrudan yatırımları olumsuz etkilemektedir. Dünya ekonomisinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye “büyümek ve büyürken istihdam yaratmak” zorundadır. Kıdem tazminatı müessesesi kazanılmış haklar korunarak yeniden düzenlenmeli, işletmeler üzerindeki kıdem tazminatı yükü hafifletilmelidir. İster kıdem tazminatı fonu oluşturulsun, ister fon dışında farklı bir çözüm yolu bulunsun, yılda 30 günlük ücret üzerinden hesaplanan mevcut yük azami 15 günlük ücret tutarına indirilmelidir”[5] şeklindeki kıdem tazminatına ilişkin görüşlerini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Uzun yıllar çalışan işçilerin kıdem tazminat tutarlarının birikmesi nedeniyle ödenemez hale gelmesi, kıdem tazminatının iş akdinin son bulmasıyla bir borç olarak gözükmesi ve bir çırpıda ödenmesi işverene bir yük olarak gözükmektedir. Ülkemizde kurulu işletmelerinin yüzde 98,3 ‘nün KOBİ (Küçük Orta Büyüklükteki İşletmeler) olduğu düşünülürse sermaye yetersizliğiyle çalışan ve istihdamın yüzde yaklaşık 77 ‘sini çalıştıran işletmelere ağır bir maliyet olarak yansımaktadır. Bu işletmelerin kıdem tazminatı fon karşılığı ayırmaları da mümkün gözükmemektedir. Vergi hukukumuz açısından da işçiler için ayrılan kıdem tazminatı karşılıkları gider olarak kabul edilmemektedir. Hâlbuki işletmeden çıkacağı kesin olan ve tutarı kestirilebilen, bu tutarlara karşılık ayrılarak gider yazılmalı ve işletmelerin vergi yükü azaltılmalıdır.

Basına yansıyanlardan anlıyoruz ki kıdem tazminatı fonu kurulmasına işverenler de karşı çıkmaktadır. İşverenler de biliyor ki çalışanların büyük bir kesimi kıdem tazminatı almamaktadır ya da çeşitli nedenlerle almamaktadır. İşçinin çalışmaya başladığı andan itibaren hemen bir fon çıkışı olmamaktadır. İşçinin kanunla kazanmış hakkı olan ve işçinin işletmeye vermiş olduğu bağlılık ve çalışma karşılığını oluşturan kıdem tazminatını bir sermaye olarak kullanmakta ve bunun için herhangi bir maliyete de katlanmamaktadır.

Eğer tamamlayıcı emeklilik fonu kurulur ise işveren ilk aydan itibaren işçi için belirli bir nakit çıktıyı fona yatıracak ve işletmesinde üretim için kullanacağı bir nakit azalması söz konusu olacaktır. Eksik sermaye ile çalışan işveren bu fonu kontrol edemediği gibi birde birikimine katkı sunacaktır. Eğer işverenler kıdem tazminatını hak etmeden ayrılan işçilerin fonda biriken tutarların iade edilmesini sağlayabilirlerse büyük ihtimalle bu fonun kurulmasına kolaylık sağlayacaklardır.

            6.3.2. Çalışanların Tamamlayıcı Emeklilik Fonundaki Durumu

Çalışanlar, bir işletmede işe başladıklarında emekli olana kadar bu işletmede çalışmak isterler. Çalışma koşulların iyileştirilmesi, kendi ve ailesinin geçiminin sağlanmasını beklerler. Genç yaşlarda başladıkları işlerde zaman ilerler ve işletme bağlılıkları artar, aynı zamanda da ömürlerinin büyük bir bölümü çalışarak işletmedegeçer.

İşçi işyerine bağlı olarak uzun yıllar çalışması karşılığı olarak, çalışanın bu bağlılık ve yarattığı katma değere karşılık ücretlerinin dışında bir ödüllendirme beklentisi artar. Uzun zaman çalışan işçi için aynı zamanda işsiz kalmasına karşılık geçimini kısa sürede olsa devam etmesini sağlayan bir güvence olarak görmektedirler. İşçi ve işverenin karşılıklı olarak ortaya koydukları zımni uyum işletmenin verimliliğini artırır, işçinin yıllar itibariyle artan tecrübesi daha az hata yapmasını sağlar.

Bunun karşılığı olarak da gelecekte bir yıpranma ve emekliliklerinde huzur ve güvenlik içerisinde kalan ömürlerini tamamlamak isterler.

Kıdem tazminatının iş güvencesi yerine geçmesinden öte işverenin,  uzun yıllar çalışmayı planlayan işçinin iş akdini, sürpriz bir şekilde sonlandırılması karşılığı, işçinin belirli sürede olsa kendisi ve ailesinin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamasını ve yeni hayatına adapte olmasının sağlanmasına da önemli bir katkısı olmaktadır.

İşçinin çalıştığı yerden haksız bir şekilde iş akdinin sonlandırılması nedeniyle zorlayıcı bir unsur olarak işverenin karşısına ekonomik bir bedel ortaya çıkar, işveren işçiyi işten atarsa bu bedeli ödemek zorunda kalır.

İşçi iş akdinin son bulduğu tarih itibariyle kıdem tazminatına hak kazanır ve bir çırpıda işverenden ödenmesini talep eder. Ödenmediği takdirde en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte alacak durumunda bulunan kıdem tazminatını yasal yolları kullanarak alabilir. Yani hemen sıcak paraya ulaşma durumu ortaya çıkar.

Tamamlayıcı emeklilik sistemi kurulduğunda işçi en önce iş güvencesinden mahurum kalacaktır. İşveren her daim işçiyi işten çıkarabilecektir. İşçi bunun karşılığı daha önce alabilme ihtimali olan kıdem tazminatını alamayacaktır. Belirli bir yaşı beklemek zorunda kalacaktır. İşsiz kaldığı ve yaşlılığında bir güvence olarak gördüğü kıdem tazminatına ulaşması zorlaşacaktır.

Kıdem tazminatı hesaplama şekli değiştiğinden daha önce alacağı tutardan daha az bir tutara razı olacaktır. İşçinin son aldığı brüt ücretiyle bağı kopacaktır. Her ay fona bir ödeme yapılacağı için fonda daha az bir kıdem tazminatı karşılığı birikecektir. İşten atıldığında haksız yere atıldığını kanıtlaması yeni süreçte daha zorlaşabilecektir. Bu durum kıdem tazminatı almasını engelleyen sebeplerden olabilecektir.

İşverenin, işçiye sürpriz yaparak hiç beklemediği bir anda iş akdinin sonlandırılması durumunda işçinin ve ailesinin bir süreliğine de olsa yeni bir iş bulmasına kadar asgari ölçülerde temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayan bir güvencedir.

Kıdem tazminatına hak kazanma koşullarından birçoğu TES veya Kıdem Tazminatı Fon uygulaması nedeniyle ortadan kalkacaktır. Askerlik, evlilik işçinin zorlayıcı sebepler gibi nedenlerle iş akdini sonlandırması, kıdem tazminatının tamamına ulaşamaması, ulaşamadığı kısım için işleyecek faizin olmaması vb. gibi kıdem tazminatına hak ettiği birçok uygulamada kalkacaktır. Böylece, her şeyden önemlisi ise kurulacak sistemde işçilerin nasıl temsil edileceği ve fonda biriken paraların kullanımında ne kadar söz sahibi olacaklarının bilinmemesi.

Uzun yıllar meri kanunlarda yer etmiş bir uygulama baştan sona yeniden değişecektir. Yargı süreçleri ve bu süreçlerde yeniden içtihatların oluşması uzun zamanları alabilecektir.

            6.3.3. Hükümetin Tamamlayıcı Emeklilik Fonundaki Durumu

Anaysa devletin yapısını, temel organlarını bunların bir biriyle ilişkilerini, kişilerin devlete karşı temel hak ve yükümlülüklerini düzenleyen bir kanundur. İş kanununa uygulanacak yasaların başında Anayasa yer alır.

Anayasamız, iş hukukuna ilişkin olarak sosyal ekonomik haklar ve ödevler başlılığı altında getirilen önemli düzenlemeler arasında çalışma ve sözleşme hürriyeti, çalışma hakkı ve ödevi, çalışma şartları ve dinlenme hakkı, sendika kurma hakkı, toplu iş sözleşme hakkı, grev hakkı ve lokavt, sosyal güvenlik hakkı olarak düzenlenmiştir.

Anayasaya uygun olarak bu hakların yasalarca düzenlenerek çalışma hayatının kurallarının belirlenmesi ve bunun yürütülmesi konusunda düzenleyici işlemler yapmaktadır. 4857 sayılı kanun bireysel iş hukukunu düzenleyen yasamızdır. Toplu iş hukukunu düzenlemek üzere ise 6356 sayılı Kanunun çıkarılmıştır.

İş hukukunun kendine has özellikleri vardır. İşçiyi korumak amacıyla doğmuş, sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun olarak değişimini işçi yararına sürdüren bir hukuk olmasından kaynaklanmaktadır. İş hukukunun “işçinin korunması”, “işçilerin yönetime katılması” ve “toplu sözleşme düzeninde tarafların özerkliği” çalışanların korunması ilkesine sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Devletin aynı zamanda çalışma çağında olan işgücünün istihdamı ile ekonomik gelişmelerin sağlanması için tedbirler alması da Anayasal görevleri arasındadır. Yatırımların teşvik edilmesi, yeni iş sahalarının açılması ve çalışanların istihdamının sağlanması için yasal düzenlemelerin yapılması ve gözetiminin sağlanması görevleri arasındadır.

Çalışanların uzun bir dönem emek vererek yaratmış oldukları katma değer sonucu ödedikleri primler ile emekli olmalarını ve huzur içerinde ömürlerini tamamlamalarını sağlayan ortamı kurmak üzere hükümetler çaba sarf ederler. İşletmelerin rekabet yeteneklerini yitirmemeleri, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi, alt yapısının oluşturulması, yatırım ortamının düzenlenmesi devletin görevleri arasındadır. Diğer taraftan ise aktif iş gücünün, iş sahibi yapılması, işsizliğin önlenmesi devletin çözüm bulması gereken sorunların başında gelmektedir.

Anayasa ve yasalarda belirtilenlerin yanı sıra hükümet bu düzenlemeyi ne için yapmak istediğini belirten açıklamalarını, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk aracılığıyla ara ara basına yapmaktadırlar. Yakın zamanda bakan, basına vermiş olduğu bir beyanatta Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi modelinde hükümetin yaklaşımını ortaya koymuştur.

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi modellerinin her birinde işçilerin kazanılmış haklarının geri gitmemesini hedeflediklerini belirtmektedir. Karma Tamamlayıcı Emeklilik Planını şöyle ifade etmektedirler;

"Bu 30 gün, yüzde 8,33'e denk geliyor. Bu bir senelik çalışmanın karşılığı 30 gün, kıdem almanın karşılığı yüzde 8,33. Biz bu modelde neyi önerdik? Modelde yüzde 8,33 korunmakla kalmıyor aslında üstüne çıkıyoruz. Yüzde 8,33, buna 30 günün karşılığı dersek, 20 günü yani yaklaşık yüzde 5,55'i hiç dokunmadan aynen devam edecek. Buna artı olarak, 10,8 günlük karşılık olarak yüzde 3'ü fona aktarmalarını, yani kendi bireysel fonlarında olacak. Fonlarına aktarmaları karşılığında toplamda 30,8 yani 31 güne denk gelecek. Dolayısıyla işçimizin kazanılmış haklarından ya da gün sayılarından herhangi bir eksilme kesinlikle mümkün değil.

Tercihe bağlı olan kısımda da hem işçimiz, çalışanımız hem de işverenimizin, devletin katkı sunduğu bir plan olacak. Yüzde 1 oranında devlet katkısı koyacağız. Teşvik etmek için. Aynı zamanda da çalışanlarımızın ödemesi öngörülen oranlarda da vergi indirimi, damga vergisinde belli indirimleri de düşürdüğümüz zaman onların ödeyeceği aslında çok minimal olacak. Yani medyada yansıtılan oranların çok altında olacak. Çünkü biz onlara dair vergi indirimlerini de planlıyoruz.

Dolayısıyla istedikleri zaman ya karma sisteme ki zaten başta herkesin karma sisteme geçmesi planlanıyor ama karma sistemden de tercihli sisteme geçebilirler. Tercihli sistemin tabii ki ileriye dönük getirisi daha fazla olacak ama ona geçmek istemeyenler de karma sistemde kalacaklar."

"En sade ama en verimli olduğuna inandığımız model bu" İşçi ve işveren temsilcileriyle de görüşmelerin devam ettiğini ve geçmişte de bu konuyla ilgili çokça görüşmenin yapıldığını vurgulayan Selçuk, bu süreçte modelin zaten işçi ve işveren temsilcilerinden gelen geri bildirimlerle revize edildiğini anlattı.”[6]

Kıdem tazminatının, uzunca zamandır işverenler tarafından bir yük olarak görülmesi, devletin ise hem sosyal güvenlik sistemin fon ihtiyacı hem de işletmelerin mali yüklerinin azaltılması için iş kanunda yeni düzenlemeler yaparak esnek çalışmanın iş hukukunda daha geniş bir şekilde yer bulmasını sağlamak istemektedir. İşçilerin çok büyük bir kısmının kıdem tazminatından yararlanamaması, işe giriş, çıkış bildirgelerinde neredeyse kayıtlı çalışan sayısına denk bir hareketlilik olması, yeni bir düzenleme yapılarak taraflar arasında iş barışını bozmadan ekonomik ve sosyal değişime uygun düzenlemeler yapmak arzusundan kaynaklanmaktadır.

Ancak uzunca bir süre sonra ülke ekonomisinin zora girdiği her dönemde iktidar olan hükümetler, bu düzenlemeyi kamuoyunun gündemine getirerek taraflar arasında yeni tartışmalar çıkarmaktadır. Bunun gündeme getirilmesi işçi sendikalarınca ekonomik sorunların arttığı ve sosyal güvenlik fon ihtiyacının artması dönemlerinde denk geldiği hatırlatması yapılmaktadır.

Ülkemizde fon kurulması ve yönetimi kamuoyunun belleğinde çok da iyi karşılanmamaktadır. Fonların gerecek amaçları dışında kullanılması yeni kuşkuları da gündeme getirmektedir. İş barışını korumak yerine getirilen düzenlemelerin tasarruf oranını artırıcı yeni bir fon ihtiyacından kaynaklandığı vurgulanmaktadır.

7-SONUÇ

Kıdem tazminatı, ilk yasa olarak çalışma hayatımızı düzenleyen 3008 sayılı kanunla girmiştir. O günden sonra yapılan değişikliklerde ve yeniden yapılan bütün çalışma kanunlarında yerini korumuştur. İlk çıktığı ve uygulamaya başlandığından bu tarafa sürekli geliştirilmiş ve işçinin lehine yeni düzenlemeler yapılmıştır. 4857 sayılı kanun, 1475 sayılı kanununda bulunan kıdem tazminatı ile ilgili kısmı mülga etmeden geçici bir maddeyle korumuş, kıdem tazminatı fonu çıkana kadar yürürlükte kalmasını sağlamıştır.

İşçinin kıdemi ile ilgili çalışmalar için fon kavramı çalışma hayatımızda birçok defa gündeme gelmiştir. İlk olarak kıdem tazminatı yerine fon kavramı 1975 yılında bahsedilmiş, son olarak da 4857 sayılı kanunun çıkarılırken gündeme gelmiştir. Ancak tartışma konusu olarak kıdem tazminatının yerine fon kurulması birçok defa kamuoyunun gündemine gelmiştir.

İşçinin çalışma yıllarına ve emeğine karşılık bir takvim yılında 15 gün olarak başlayan kıdem tazminatı en son şekliyle her yıl için 30 gün üzerinden hesaplanmaya kadar geliştirilmiştir. Kıdem tazminatını işçinin hizmet süresinin her bir yılı için 30 günlük ücreti tutarında para olarak hesaplanarak, 30 günlük ücret kıdem tazminatının tabanını oluşturmaktadır. Bunun miktarını sözleşmeyle bir dereceye kadar artırmak mümkün hale gelmiştir. Kıdem tazminatında tavan sınırlaması da bulunmaktadır.

Yeni kurulmaya çalışılan ancak henüz ne olduğu bir bütün olarak ya da bir taslak olarak kamuoyu önüne gelmeyen kıdem tazminatı fonu veya tamamlayıcı emeklilik sistemi basına yansıdığı kadar bilinmektedir. Bu nedenle kesin yargılardan daha ziyade uygulanan sistem ile basına yansıyan kısımlar arasında bir karşılaştırma yapılmaya çalışılmıştır. İşçinin iş akdinin sonlandığı anda ulaşabileceği bir para, yeni kurulacak sistemde elinden alınmaktadır. İşverenin kıdem tazminatını uzun yıllar bir sermaye olarak kullanması nedeniyle kurulacak sistem vasıtasıyla hemen ve her ay fona yatırması, yine büyük bir kısmının işveren üzerinde yük olarak devam etmesi nedeniyle çekinceli baktığı bilinmektedir.

Bu menfaat çatışmasında demokratik ve şeffaf toplumlarda taraflar karşılıklı olarak fedakârlıkları ile bir uzlaşmaya vararak, kendilerine hukuk düzeni içerisinde dava edilebilir bir hak elde etmeye çalışırlar.

Kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının birçoğu bu uygulama nedeniyle ortadan kalkacaktır. Esnek çalışmanın yaygınlaşması ve yasallaştırılması durumunda, kıdem tazminatının elde edilmesi çok daha zorlaşacaktır, neredeyse imkânsız bir hal alacaktır.

İşçinin kıdem tazminatını almasının önüne yeni bariyerlerin konulması, kurulacak olan tamamlayıcı emeklilik sisteminin bir zaafı olarak gözükmektedir. İş güvencesi ve esnek çalışmayı yaygınlaştırması açısından da iş barışını ve verimliliği düşürecek bir sitem olarak çalışma hayatına 2022 yılında girecek gibi gözükmektedir.

 

Anahtar Kelimeler: Kıdem Tazminatı Fonu, Tamamlayıcı Emeklilik Fonu, Kıdem Tazminatı, Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Koşulları, Yasalarımızda Kıdem Tazminatı, İşçi, İşveren, Esnek Çalışma, Belirli Süreli İş Sözleşmesi.



Bu yazı 546 kez okundu.

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

ANKETLER

sizin sozcünüzle tüketiciyardım birlikte hizmetini nasıl buluyorsunuz?

Sizin Sözcünüz © 2015 - 2019 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim